Bu Blogda Ara

2 Ekim 2009 Cuma

Fotoğrafın Arkası

Dünya fani, ömür mahdut, hepsi boş
yaşıyoruz bazen kötü, bazen hoş.
gelecekte ne olacak bilinmez
Önü müphem, önü meçhul, önü loş

(Seyfi gile yolladığım fotoğrafın arkası

İMAN VE İNKAR

Bir mü'minle bir kafir olmuşlardı arkadaş
Bir yolculuk boyunca yürürken yavaş, yavaş
Tatlı bir sohbet ile yollar akıp gidiyor
Derken o inançsızın inkarı nüksediyor,
En temel gerçekleri inkar ediyor haşa,
Birden imanla küfür başlıyorlar savaşa,
Çeşitli konuların kapısı açılıyor
Türlü bilim felsefe ortaya saçılıyor
Münakaşa giderken gittikçe derinlere
Artıyordu kafirin hücumları dinlere
Bilgiden düşünceden hep olanca varını
Harcayıp çalışıyor isbata inkarını
Fakat mü'min bunlara bıyık altı gülüyor
O anda yolları bir kumsal yere geliyor
Bir adamla at izi kumların üzerinde
At deve pislikleri yolun öbür yerinde
Mü'min bunları görüp hemen orada durdu
Eliyle göstererek koca kafire sordu:
"Söyle bakalım bunlar nedir, neye delildir?"
Tesadüfen olmuşlar desem doğru mu? bildir"
Kafir dikkatle dikti izlere gözlerini,
Sonra gene pür hiddet söyledi sözlerini:
"Canım bilmiyor musun? bunlar at ve adam izi
Burdan gelmiş gitmişler baksana dizi dizi
Dedektiflikten mi ne bana başlattın dersi
Bunlarıda soruyorsan at ve deve tersi
Bunların hiçbirisi rastlantıdan olamaz
birşey kendi kendine böyle şekil alamaz
burdan bir devenin de geçtiği görünüyor,
Bu izler bu eserler açıkça böyle diyor.
Kulak veren Müslüman onun bu dediğine
Şu sözlerle taşını oturttu gediğine;
"Ey beyinsiz serseri, ey münkir'i hakikat!
Bir iz kanıtlıyorda bir adamı bir atı
Bu gökler, bu yıldızlar, bu koskoca kainat,
niçin tanıtmıyor sna Halik'i Kainat'ı
Aklını kullanmadan hükmünü verme peşin,
Baksana şu alemde herşeyde bir düzen var,
Bu kadar yıldızların, bu ayın, bu güneşin
Yokmudur değerleri deve kığısı kadar"


10 Aralık 1974 OLTU

AYVAZ'LA FEYYAZ

İki kardeş var idi, Ayvaz ile Feyyaz'dı,
Birisi çok çalışkan, birisi çok haylazdı,
Giderlerdi okula, dersleri beraberdi,
Bir sabah babaları, onlara para verdi.
Mektebe uğurlarken "Bakın yavrularım" dedi,
"Ben size böyle para veremem ki ebedi"
"Bakın epey yaşlandım, artık dolandı çağım"
"Kaç sene yaşasam da, mezarda bir ayağım"
"Birgün ölürsem benden geri kalacaksınız"
"Düşünün ki, parayı kimden alacaksınız"
"Yaşasamda büyüyüp, olsanız şöyle büyük"
"Ayıp olmaz mı size, olasınız bana yük"
"Geleceği garanti etmek için çalışın"
"Sebebi tembelliktir, her tür geri kalışın"
"Babanın evladına öğütleri bu idi"
"Bu sözler onlar için çölde bir tas su idi"
"Bu su Feyyaz'a tatlı, Ayvaz'a acı geldi"
"Çünkü o avare hylaz, azgın, tembeldi"
"Sıkdırdı kardeşini, hemen yola çıkınca"
"Harçlığını çekmekte görmedi bir sakınca"
"Dinle sen beni" dedi "Bu dünya böyle gider"
"Üç günlük ömür için değmezki bunca keder"
"Baba ne derse desin, koy kitabı defteri"
"Oynayalım seninle bulup bir oyun yeri"
"Birçok oyun bilirim: pişpirik, pişti, fanti"
"Çok para kazanırız, veriyorum garanti"
"İstersen gel beraber lunaparka gidelim"
"Güzel şeyler var orda, hepsini seyredelim"
"Sonra akşam olunca, gideriz sinemaya"
"Dönüncede bir yalan uydururuz babaya"
"Sonra imtihanlarda bir yolunu buluruz"
"Dersleri hep geçeriz, başarılı oluruz"
Feyyaz bu sapıklığı garip buluyordu çok,
Dedi ki: "Gel kardeşim, haylazlaıkta fayda yok,
Okuyup çalışalım, yüksek adam olalım,
İstikbal peşindeyiz arayalım bulalım
Ayvaz çattı kaşını, dedi: "Sen git budala,
Ben bugünü yaşarım, arzum yok istikbala"

Feyyaz döndü okula, derslerinin başına,
fakat üzülüyordu, söz tutmaz kardaşına,
Babasının öğüdü, kulağından çıkmadı
dersinden, kitabından başka şeye bakmadı,
Geçti sınıflarınıi yükseldi gide, gide
Avare kardeşini, bıraktı çok geride,

Bir hayli zaman geçmiş, babaları ölmüştü,
Talih Ayvaz'a değil, Feyyaz için gülmüştü,
Bir gün bir fabrikada, Feyyaz yüksek mühendis
Dediler: "Seni arar, bir adam ki çok pimpis"
Bu gelen Ayvaz idi bitirmişti oyunu,
Babadan kalan mal da, hep çekmişti suyunu,
Ayyaş, serhoş yaşamış, aç-lailaç kalmıştı,
Feyyaz'dan utanıyor başını dövüyordu,
"Elinden harçlığını çektiğim gün" diyordu
"Ne büyük bir serseri, ne kadar gafilmişim"
"Şimdi nasıl olacak, bir söyle benim işim"
"Ne ahiret ne dünya, hiçbirini yapmadım"
"Kalsam bu dünya berbat, ölsem Hakk'a tapmadım"
Feyyaz şöyle bitirdi, baştaki öğüdünü,
"İstikbal aramadın, sen yaşadın hep dünü"
"O sayılı zamanlar, geçti fırtına gibi"
"Herşey bitti tükendi, göründü birgün dibi"
"Şimdi oldukça razı, ücretinin azına"
"Olup çalışacaksın, sadece boğazına"
"Çalışan kul boş kalmaz, Hak verir emeğini"
"Çalışmayan insanlar, bulamaz yemeğini"

1 Ekim 2009 Perşembe

SELAMÜN ALEYKÜM




Anneanne, amca, büyük dayı, küçük dayı, hala, teyze, yenge hepinizin ellerindenhasretle, hürmetle öper her zaman hayır dualarınızı beklerim. allah'tan sağlık ve selametler dilerim.
mehmet ve Baki ağabeyleriminde ellerinden öperim.
Bakiye, Fahriye, Fatih, Aliye ve Saadet'in gözlerinden öperim.
Bayramlarınız kutlu, günleriniz mutlu olsun
Hayırlı geceler dilerim.
Fatih'e bir şiri hediye ediyorum.

("Türküm türküm diye" başlıklı bir şiir, metin okunamadığı için buraya almadım Ü.B.)

OLTU ÇAYI

Tarlalar hep susuz, evler karanlık
Oltu çayı akıyor boz bulanık
Şarkılar, türküler yanık mı? yanık
NAKARAT
Gönüller uykuda gözler uynık

Yatağında kıvrılarak coşarak
Tarlalara bahçelere taşarak
Köprülerin üzerinden aşarak
Oltu çayı akıyor, boz bulanık
Gönüller uykudai gözler uyanık.

Uyanık gözlerde damla damla yaş
Akarak seylaba karışır bir baş
Götürdüğü toprak, bıraktığı taş
Oltu çayı akıyor, boz bulanık
Gönüller uykuda, gözler uyanık

Selahaddin KARA

günlükler ...

Bugün yılbaşı. Haynis köyündeyiz. Camide va'z yaptım. Ahmet adlı birinin mereği, ambarı yandığından, başkalarının evini , mereğini yakmanın şecaatını ve fecaatını belirten bir va'z yaptım. Müftülük binasına =175=lira toplandı.

Dün akürtisde idik. Sünnet merasiminden sonra Horket'e gittik. Dayımlar çok sevindiler. Mustafa Özmenle beraberdim. Kasap kesti Ziya dayım. Üçgün kaldık. Pulurdan Melikşah'a gelişte. Cumartesi Pulur'a geldik. Pazar Konk'a uğradık, İniset'e geçtik. Yosma'nın kocası Hafız Salahaddin berberdi. İnisette Feraizler de kaldık. Yosma ile görüştüm, konuştum. Şükür mesut görünüyor.
Pazartesi günü Mohaş'a indik. Küçük ağa'da misafir olduk. Güzel bir yıkandık. Salı Akürtis'e, Çarşamba Haynis'e, Perşembe Arkünis'e geldik. Hava çok güzel, ortalıkta pek kar yok. Yusuf ağaya misafir olduk.

(osmanlıca bir metin....okuyamadım)

yardımlar:

HORKET:235
PULUR:115
KONK(GÜNDOĞDU):50
İNİSET(SÜNGÜ BAYIRI):182
MOHOŞ(BOZDOĞAN):150
AKÜRTİS(OLGUN):105
HAYNİS(SARIBAŞAK):170
ARKÜNİS:180
OLUR:440
TOPLAM:1662

günlükler

Bugün Arkünis'den OLUR'a geldik. Olur Müftisi Hüseyin Dikmen'le tanıştım ve görüştüm. İsraf mevzuunda bir va'z yaptım. Çok alaka topladım. Hakim Nevzat Bey, Bölge Şefi Gürbüz Karabulut ve Şube Binbaşısı beni tebrik ettiler.
Bu akşam Lütfi'de misafir olduk. Yarın inşaallah gidiyoruz Oltu'ya

2 Ocak 1970

KUR'AN-I KERİM

yaş ve kuru ne arasan bu kitab-ı mübindedir,
medeniyet, hakkaniyet getirdiği dindedir,
insanlığın ihtiyacı hep onun içindedir,
hakiki bulmak ister isen Hazret'i Kur'an'a bak

Allah'ı bilmeyen kişi batıla, puta tapar.
Kur'an'ı bilmeyen kişi yanlış yollara sapar,
bu ilahi kitap insanı insan yapar,
adem olmak ister isen Hazret'i Kur'an'a bak

Kur'an'la süslü kalpler Allah indinde hoştur,
onunla nurlanmayan bütün kafalar boştur,
Kur'ansızsa ey mü'min senin zihnin boştur;
eğer dolmak ister isen Hazret'i Kur'an'a bak



(Almanya Kulmbach Ditikd hatim merasiminde yaptığım konuşmada okuduğum şiir)

anneler günü için...

açmıştım gözlerimi, altmışyedi yıl önce,
mübarek kucağında sevgili anneciğim!
ömrünü verdin bana, çocukluğum boyunca,
o gencecik çağında sevgili anneciğim!

ben "anne" diyemeden sen bana "canım" derdin,
karşılık beklemeden, yıllarca meme verdin
giymeyerek giydirdin, yemeyip yedirdin
pişirip ocağında, sevgili anneciğim

yoksulluklar içinde geçerken o seneler,
ne zorluklar çekmiştin, biz için neler, neler
rahmetle anıyorum, anılırken anneler,
dünyanın dört bucağında, sevgili anneciğim.

yazık ki, erken tuttu, acelesi ecelin
yaşayacak bir yaşta, toprağa girdi tenin
şad olsun, mutlu olsun, o güzel ruhun senin,
şimdi cennet bağında sevgili anneciğim.

09.05.1999 AMASYA
Selahaddin KARAHOCAGİL